Antalya Altın Portakal Film Forum’da Ortak Yapım, Festival ve Kısa Film Dağıtımı

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin sektörel buluşma platformu Film Forum, uluslararası ortak yapımlardan platformların proje seçim ölçütlerine, kısa film dağıtımından festivallerde görünürlük arayışına uzanan geniş bir program sundu. Yapımcılar Milad Hüsrevî ve Ana Maria Pirvan, yönetmen ve yapımcıların projelerini nasıl geliştirebileceğini ve finanse edebileceğini değerlendirdi. Senarist-yapımcı Erdi Işık ile Warner Bros. Discovery Türkiye başkan yardımcısı Deniz Şaşmaz Oflaz, hikâye ve karakter seçiminde öne çıkan unsurları konuştu. Yönetmenler Ramazan Kılıç ve Esra Güzel ise kısa filmlerin festival sonrasındaki dağıtım yollarını ele aldı.

Uluslararası ortak yapımlarda yerel hikâyeler nasıl dünyaya ulaşır?

Yapımcılar Milad Hüsrevî ve Ana Maria Pirvan, ortak yapımların farklı kültürlerden gelen ekipleri bir araya getirerek yerel hikâyeleri uluslararası izleyiciye taşıyabildiğini vurguladı. Hüsrevî, kurmaca, belgesel ve animasyon türlerinde filmler ürettiğini, ancak sansür nedeniyle çalışmalarının İran’da gösterilemediğini ve çoğunlukla yurt dışında seyirciyle buluştuğunu anlattı. Ona göre temel amaç, yerel hikâyeleri evrensel bir sinema diliyle anlatmak.

Hüsrevî, Romanya sinemasının son dönemdeki başarılarını küçük ülkelerin ve sınırlı film endüstrilerinin de güçlü yönetmenler, doğru ortaklıklar ve evrensel hikâyelerle uluslararası alanda etkili olabileceğine örnek gösterdi. Ortak yapımların gücü yalnızca finansman kaynaklarını birleştirmelerinden gelmiyor; farklı kültürlerden ekiplerin bakış açılarını üretim sürecine katmalarından da doğuyor.

İlk film için festival takvimine göre acele etmek doğru mu?

Ana Maria Pirvan, ilk filmini çeken yönetmenlerin Cannes, Venedik ya da Berlin gibi festivallere yetişme baskısıyla projelerini aceleye getirmemesi gerektiğini söyledi. Pirvan’a göre yönetmen, festival takviminden önce filmin hazır olup olmadığını değerlendirmeli. Ses miksajı içlerine sinmediği için bir projeyi Berlin’e yetiştirmekten vazgeçtiklerini, filmi sonraki yıl özenle tamamlayıp gönderdiklerini ve yapımın seçkiye girerek Altın Ayı kazandığını aktardı.

Bu deneyim, festival başvurusunda zamanlamanın tek başına başarı ölçütü olmadığını gösteriyor. Pirvan, filmin kendi ritmini bulmasına izin vermenin ve ekibin projeye bağlı kalmasının, takvime yetişme kaygısından daha değerli sonuçlar verebileceğini belirtti. Yönetmenler için pratik yaklaşım; teslim tarihini değil, kurgu, ses ve diğer yaratıcı unsurların tamamlanma düzeyini temel almak.

Bağımsız filmler klasik fonlar olmadan nasıl finanse edilir?

Milad Hüsrevî, klasik fon mekanizmalarının başvuru dönemleri ve değerlendirme süreçleri nedeniyle uluslararası ortak yapımları yıllarca geciktirebildiğini anlattı. Bir başvurunun reddedilmesi, sonraki dönemi beklemeyi gerektirebilir; politik veya bürokratik engeller de anlaşmalar yapılmış olsa bile finansmanı aksatabilir. Hüsrevî, bu nedenle yapımcıların yalnızca fonlara bel bağlamak yerine projeyi farklı koşullara uyarlamasını ve alternatif yatırımcılar aramasını önerdi.

Önerdiği iki temel yöntem, prodüksiyon ölçeğini yaratıcı biçimde düzenlemek ve bağımsız finansman kaynaklarına ulaşmak. Örneğin ekip küçültülebilir, çekimler tek bir iç mekânda planlanabilir veya bütçe, projenin en önemli yaratıcı ihtiyaçlarına göre yeniden dağıtılabilir. Hüsrevî, Türkiye’de mülteci konusunu işleyen bir film için bağımsız yatırımcı desteği bulduklarını ve ekibi optimize ederek süreci hızlandırdıklarını belirtti.

Hüsrevî’nin paylaştığı bir başka örnekte, İran’daki siyasi ve toplumsal koşullar nedeniyle yapım süreci zorlaşınca ekip, standart fonları beklemek yerine acil ihtiyaç duyulan 10 bin doları bağımsız bir ortak yapımcıdan sağladı. Film tek mekânda ve bir haftada çekildi. Yapım, festival seçkisinin ardından olumlu eleştiriler aldı, Fransa’da 100 bin seyirciye ulaştı ve 20’den fazla ülkeye satıldı. Bu örnek, düşük bütçenin yaratıcı tercihlerle nasıl uygulanabilir bir üretim modeline dönüşebileceğini gösteriyor.

Yapım şirketi uzun projeler arasında nasıl ayakta kalır?

Hüsrevî’ye göre bir uzun metrajın geliştirme ve finansman süreci yıllar sürse bile yapımcıların üretimi tamamen durdurmaması önemli. IDFA’da gösterilen bir belgesel-hibrit filmin finansman ve yapım süreci yaklaşık dört-beş yıl alırken ekip bu dönemde beş kısa belgesel ve kurmaca film üretti. Bazı kısa işler festivallere gitti, televizyonlara satıldı ve şirket için gelir sağladı. Kısa projeler aynı zamanda yönetmenin üretim pratiğini canlı tuttu.

Yapım şirketleri kısa filmler, televizyon satışları, başka yapımlara hizmet verme ve ortak projelerde görev alma gibi farklı gelir kaynaklarını birlikte değerlendirebilir. Hüsrevî, her yapımcının kendi nakit akışı modelini oluşturması gerektiğini; aksi hâlde ilk uzun metrajın ardından şirketi sürdürmenin güçleşebileceğini söyledi.

Büyük film festivalleri başvuruları nasıl değerlendiriyor?

Hüsrevî, Cannes, Venedik ve Berlin gibi büyük festivallerin başvuruları izlediğini, ancak programcıların yoğun başvuru trafiği nedeniyle filmin ilk dakikalarında güçlü bir sinematografik dil ve anlatı bulmayı beklediğini belirtti. Ona göre bir film ilk 10 dakikada dikkat çekmezse programcı izlemeyi sürdüremeyebilir. Buna rağmen güçlü bir yapım, tanınmış bir yapımcı veya satış ajansı desteği olmadan da başvuru havuzunda öne çıkabilir.

İlişkiler ve satış ajansları filmin doğru zamanda doğru programcının karşısına çıkmasına yardımcı olabilir; ancak bunlar filmin niteliğinin yerine geçmez. Hüsrevî ayrıca bazı küçük festivallerin açık başvuruları yeterince değerlendirmeyebildiğini ve tanınmış isimlere ya da başka festivallerin seçkilerine yönelebildiğini söyledi.

Global platformlar proje seçiminde neye bakıyor?

“İçeriden Bir Bakış” söyleşisinde Warner Bros. Discovery Türkiye başkan yardımcısı Deniz Şaşmaz Oflaz ve senarist-yapımcı Erdi Işık, projelerin ilk değerlendirme ölçütlerini paylaştı. Oflaz, hikâyenin ilk 5-10 sayfada izleyiciyi içine almasını ve bir karakteri takip etme isteği yaratmasını önemsediğini söyledi. Işık ise temel unsurları karakter, hikâye ve çatışma olarak özetledi; ayrıca distopya temalı projeleri tercih etmediğini ve yurt dışı satış potansiyeli olmayan işleri kabul etmelerinin zor olduğunu belirtti.

Oflaz, HBO’nun “ne kadar yerel, o kadar iyi” yaklaşımına dikkat çekerek platformun anlatılmamış yerel hikâyelere ilgisini sürdürdüğünü ifade etti. İlk bölüm senaryolarının Amerika’daki ekip tarafından da okunması, yerel anlatıların uluslararası değerlendirmeden geçtiğini gösteriyor. Bu yaklaşımda yerellik, küresel izleyiciye ulaşmanın önünde bir engel değil; hikâyeye özgünlük kazandıran bir unsur olarak öne çıkıyor.

Kısa filmler festival sonrasında nasıl dağıtılır?

Yönetmen Ramazan Kılıç, kısa filmlerin vizyon imkânları sınırlı olduğu için festivallerin önemli bir gösterim kanalı olduğunu söyledi. Bununla birlikte, dünya çapında binlerce festival bulunduğundan bir dağıtımcıyla çalışmak, filme uygun festivalleri belirlemeyi ve başvuru bütçesini daha verimli kullanmayı sağlayabilir. Kılıç, yapımcıların kaba kurgu tamamlandığında dağıtımcılarla iletişime geçebileceğini ve bütçe planlarken dağıtıma da kaynak ayırması gerektiğini belirtti.

Kılıç’a göre kısa filmleri yıllarca festival dolaşımında tutup satış fırsatlarını ertelemek doğru bir yaklaşım değil. Dünya prömiyerinin ardından film, hakları ülke veya bölge bazında düzenlenerek televizyonlara satılabilir; örneğin bir İtalyan kanalına yapılan satış, yalnızca İtalya haklarını kapsayabilir. Uluslararası televizyonlar genellikle köklü satış ajanslarıyla çalıştığı için yönetmenlerin bu ajanslarla bağlantı kurması önem taşıyor.

Satış sürecinde logline, sinopsis, teaser ve yönetmen görüşü gibi tanıtım materyalleri de rol oynuyor. Kılıç, sosyal medya ve tanıtım için kullanılacak fotoğrafların aydınlık ve temiz olmasını önerdi. Televizyon satışlarında filmler süre ve yayın haklarına göre değerlendirildiğinden sözleşmenin kapsamını, kesintileri ve telif koşullarını dikkatle incelemek gerekiyor. Festivalde yarışma dışı veya özel gösterim yapan filmler için telif talep etmek de yapımcının haklarını koruyabilir.

Festival ödülü kısa filmin satışını garanti eder mi?

Ramazan Kılıç, büyük bir festivalde yer almanın veya ödül kazanmanın ticari satış garantisi vermediğini vurguladı. Festivaller filmin başka etkinliklerden davet almasına katkı sağlayabilir; televizyon kanalları ise kendi izleyici kitlesine uygun yapımları seçer. Kılıç’ın değerlendirmesine göre komedi ve animasyon gibi türler daha hızlı alıcı bulabilirken ağır dramların satışı daha zor olabilir. Televizyonlar ayrıca 20 dakikayı aşan kısa filmlere daha mesafeli yaklaşabilir; Kılıç, 15 dakikayı televizyon için ideal süre olarak nitelendirdi.

Forumdaki konuşmalar, film üretiminde tek bir finansman veya dağıtım yolunun yeterli olmayabileceğini ortaya koydu. Projeyi gerçekçi ölçekte tasarlamak, üretimi sürdürmek, yerel hikâyeyi özgün biçimde anlatmak ve festival dolaşımıyla satış planını birlikte düşünmek, yapımcıların önündeki başlıca seçenekler arasında yer aldı.

İletişim

SUCUDO Dijital Medya Reklam Ajansı Hizmetleri Ltd. Şti. 🏠 Adalet mah. Anadolu cad. Megapol Tower 41/81 35530 Bayraklı İzmir / Türkiye 📞 +90 (553) 770 52 69 📩  ozendanismanlik@gmail.com